konu başlıkları

13 Haziran 2013 Perşembe

Kene

Bu kadar zamandır ormanda koşmama rağmen kene ile tanışmam anca geçen hafta sonuna kısmet oldu. Belgrad Ormanları’nda koşarken geyik, yaban domuzu, köpek, manda ve tilki görmüşsem de keneye hiç denk gelmemiştim. Oysa bir dönem kene magazin gündemini feci meşgul etmiş, halkımızda ciddi bir paranoyaya yol açmıştı. Bu sebeple ben de bacağımdaki arkadaşı ilk fark ettiğim anda önce bir ürperdim.


Hayatımdaki bir önceki kene ise, köpekli bir evde misafir olduğu bir Almanya gezisi sonrası annemin sırtında vatan topraklarına giren “Das Kene” idi. O zaman anneannem sigara külü ile ovalanınca çıkacağını iddia etmiş, ailecek günlerce her türlü malzeme ile hayvanı ovalamış ama çıkartamamıştık. Sonra sağlık ocağından edindiğimiz bilgi ile “saat yönünün tersine çevirmek sureti ile” keneyi annemin sırtından çıkartmıştık. Halbuki güncel bilgiler bunu da yapmamayı öneriyor.

Kenenin Tehlikesi

Öncelikle bu kene olayında bana her hemşire ve doktorun söylediği ilk cümleyi paylaşmakta fayda var; “Merak etmeyin bizim coğrafyadaki kenelerde bir risk olmuyor…” Tabii bu bir güvence değil, insan gene de önlemini almak istiyor. Ben de bacağımdaki keneyi ilk fark ettiğimde hemen internete baktım ne yapmak lazım diye. Çeşitli özel aparatlardan özel yöntemlere kadar öneriler var ama çoğu güvenilir kaynak, kenenin bir sağlık görevlisi tarafından çıkartılmasında hemfikir.
Aslında kenenin tehlikesini biraz açmak lazım. Kene yılan gibi soktuğu veya ısırdığı anda zarar veren bir hayvan değil. Kenenin bütün derdi karnını doyurmak. Bunu da kanını emdiği canlılar sayesinde yapıyor. Yani kenenin bir zehri yok. En azından bahsedildiği gibi bizim coğrafyalardakilerde yok. Tehlike şu; kene kan emdikçe midesi de kanla doluyor. Olası bir rahatsız edilme durumunda kene refleks olarak karnındaki emmiş olduğu kanı damarlara geri püskürtüyor. Bu da daha önceden midesinde bakteri veya kirli kan varsa bunun bizim kan dolaşım sistemimize karışmasına yol açıyor. Yani keneyi gördüğümüz anda panik yapmaya gerek yok. Bilakis sakin olup keneyi de heyecanlandırmamak lazım diyebiliriz.

Keneyi Çıkartma Yöntemi

Internette bir çok yöntem anlatılıyor ama ben tıbbi müdaheleyi doğru bulduğum için diğer yöntemlere referans olmak istemiyorum. (itiraf edeyim yeri gelmişken; ben de hastane ile uğraşmadan önce bu yöntemler içinde en mantıklısı gözüktüğü için keneyi sıvı sabuna boğarak kaçırmayı denedim, ama arkadaş sadece arka ayaklarını oynatmakla yetindi) Keneyi çekmek, doğrudan elle çıkartmaya çalışmak da yanlış, çünkü kene kafası ve ön bacakları ile deriye gömülüp kendini epey bir sağlama alıyor. Özel aparatlar da bu kenetlenmeyi çözecek şekilde tasarlanmış maşa ve kıskaçlar aslında. Sağlık görevlisinin izlediği yöntem ise bir cımbızla hafifçe tutup, ön ayaklarının sabitlendiği noktada deriye minik bir çizik atmak. Bu sayede o alan açılıyor ve kene boşa çıkıyor.

bir kene ailesi

Kene çıkartma işinde hastanelerin acil servileri yardımcı oluyor. Ben önce mahallede bulunan özel hastaneye gittim. Hafta sonu olduğu için nöbette bulunan doktor müdahale etmek istemedi, sorumlu cerrahla telefonda görüşünce beni devlet hastanelerine yönlendirdiler. Sebebi az da olsa enfeksiyon olma riski ve bu konuların devlet hastanelerinde daha iyi takip edilmesi.

Ben de Şişli Etfal Acil Servis’e gittim. Bürokratik işlemler tamamandıktan sonra 10 saniye gibi bir sürede kene çıkartıldı. Ardından şahsi bilgilerim alındı, isim, adres, yaş, irtibat bilgilerim bir deftere işlendi. Aynen kuduz vakası takibi gibi kene için de bir “kene takip formu” var, sizi oraya kaydediyorlar. Maksat sonrasında takip. Ardından kan testleri yapıldı, kana karışmış harici madde var mı diye incelendi. Aynı testler 10 gün sonra tekrar yaptırıp değerleri karşılaştırtmam istendi. Bunu herhangi bir sağlık ocağında da yaptırmak mümkün.

Ormanda 27km koşmuş bir kene (foto: Oğuz Dölarslan)

Keneden Korunmak

Aslında keneden garantili tek korunma yöntemi var o da kene olabilecek yerlere girmemek. Yoksa bu risk orman gibi yerlerde hep var. Ama hakikaten ormanda geçirdiğim toplam saate ve başıma gelen olay sayısına bakarak risk katsayısının çok çok az olduğunu söyleyebilirim. Şansınıza koştuğunuz patika üzerinde aç bir kene varsa yapacak bir şey yok. Wikipeida’da aynen şu cümle var: Bazı keneler konaklarına geçmek üzere beklemek için bitkilere tırmanırlar. Arka ayakları ile otlara tutunurlar ve öndeki bir çift ayakları ile konağa tutunmak üzere beklerler. Bu olay, bitki üzerinde bekleyerek bir çeşit pusuya düşürme şeklidir.Burada “konak” biz oluyoruz…


Peki bu durumda ne yapılabilir? Koşudan sonra vücudumuzu detaylı inceleyebiliriz. Koşarken kolları bacakları çok açıkta bırakmayacak giysiler seçebiliriz. Mesela ben o gün kısa çorap yerine uzun çorap giyseydim belki de bu yazıyı okumuyor olacaktınız, çünkü kene tam da çorap koncunun örteceği alana yapışmıştı.

1 yorum:

  1. yazması koşmasından daha zormuş.. :)))
    bu cümle hoşuma gitti..

    blog yazan ve belli bir amaç için blog yazan herkes benim için çok değerlidir.
    Kendi blogumda FARKLI etkinlikleri yazmaya calısıyorum. Koşu ile ilgili blogları incelerden senin bloguna denk geldim.. öncelikle tebrik ederim…

    koşu dışında antreman için oryantiring ve geocaching’de oldukça ilginc olabilir. Koşu ve zaman oldğundan aslında oryantiring daha uygun olur diye düşünüyorum. Geocaching’de zaman olmadığından kendini zorlamana gerek olmuyor…

    Eğer ilgin olur da farklı etkinlikler hakkında bilgi vermek istersen vs. Blogumda konuk yazar bolumunde her zaman yazı yazabilirsin. bu sayede koşma hakkında bilgi vermiş ayrıca kendi blogun icin de kucuk de olsa bir link paylaşımı yapmış olursun…

    iyi antremanlar selamlar
    http://www.omactivities.com

    YanıtlaSil

Hakkımda

Fotoğrafım
istanbul, Turkey
2006 yılında 1.80 boyum ile 110kg olunca zayıflamak için koşsam mı diye düşünmeye başladım. Internet'te bulduğum 8 haftalık bir program gözüme zor gözükmeyince haftada 3 gün, her seferinde de toplam 20 dakika olacak şekilde koşu antrenmanlarına başladım. 8 hafta sonunda durmadan 30 dakika koşabildiğime o an kendim de inanamadım. Bundan sonra ne yapmalı diye düşünürken Amazon.com da "Koşucu Olmayanlar İçin Maraton Antrenmanı" isimli kitabı görüp maraton koşmaya karar verdim. 3 yıl içinde 5 maraton koştuktan sonra ultra maraton koşma fikrini kendime daha yakın buldum. 2010 senesinden beri aklım fikrim uzun mesafe koşularında. Ülkemizde bu sporun az bilinmesi, yapanların az olması ve maraton koşanlar tarafından bile olduğundan zor hatta imkansız olarak görülmesi epey canımı sıkıyor. Bu blog fikri de bu sıkınıdan doğdu. Gördüm ki yazması koşmasından daha zormuş...