konu başlıkları

29 Kasım 2011 Salı

Karanlıkta Koşmak

Kış aylarının gelmesi ile karanlıkta koştuğumuz saatler de arttı. Sabah erken kalkabilsek de işecyetişebilmek için koşuya ayırabildiğimiz zamanın anca sonlarında gün ışığını yakalayabiliyoruz. Aynı şekilde klasik mesai saatleri sonrası koşuya çıkanlar da karanlıkta koşmak zorunda kalıyor. Hafta sonları gün içi koşuları, güneş ışığında koşmayı tercih edenlerin yaza kadar tek seçeneği...

28 Kasım 2011 Pazartesi

2010 - Lozan Maratonu

2010 senesinde Berlin Maratonu'nu koştuktan 2 hafta sonra iş gezisi için Lozan'a gitmiştim. Daha maraton yorgunluğu üstüme çökmemişti. Göl kıyısında hayran hayran manzarayı seyredip gezerken 2 hafta sonra koşulacak Lozan Maratonu'nun afişini gördüm. Dedim ki, madem Berlin'de 4 saat altına inemedim, madem antrenmanım var, madem vize hazır, madem bu memleketi sevdim, e hadi gel de koş o zaman, fırsat bu fırsat...
Bu yazının devamını da Lozan dönüşü yazmıştım

2011 - CONNEMARA ULTRA MARATONU



Son maratonum olan Berlin'den önce kafaya koymuştum burada koşmayı. Ne zamandır ultra koşmak için kaşınıyor, uluslararası yarışlara bakınıyordum. Ultra koşmak benim için bir ilk olacağı için nispeten kısa bir mesafe olsun diyordum. Araştırınca 50km lik yarış çok, ama kalkıp da sırf 8km için maraton mesafesini geçmek çok anlamlı olmaz gibi geldi düşününce. 100km ve üstü koşular için de biraz erken olabilirdi. İlk seferde dağlara tepelere vurup ormanlarda koşmak da doğru olmayacaktı, patika koşusu apayrı bir dünya ve bu konuda tecrübem az. Kısacası bana gereken asfaltta koşulacak, 50 ile 100km arası mesafede, Avrupa sınırları içinde yapılacak bir yarıştı. Derken karşıma Connemara Maratonu çıktı, tam bu iş için biçilmiş kaftan.

2010 - Berlin Maratonu

2010 senesinde Berlin Maratonu'nu koştum. Hazırlığıyla, seyahatiyle, kazandırdığı dostlarıyla, koşusuyla çok güzel bir deneyim olmuştu Berlin benim için. Bu yazının devamı olarak okuyacaklarınızı yarıştan hemen sonra yazmıştım.

26 Kasım 2011 Cumartesi

Mountain Hardwear - Seta Koşu Tozluğu


Alt kayışı olmaması sebebi ile bu ürün daha ilk bakışta dikkatimi çekti. Mountain Hardwear markasının daha önce başka bir ürününü kullanmamıştım. Bu marka için dağcılıkla uğraşan kişilerden hep olumlu eleştiriler duymuşumdur. Okuduğum olumlu eleştiriler ve fiyatına bakarak amazon.com dan satın aldım.

Koşu tozluğunun faydasını aslında kullanmadığınız zaman daha net anlıyorsunuz. Çalı çırpıya takılıp açılan veya açılmasa da iplikleri sökülmeye başlayan ayakkabı bağcıkları ilk fark ettiğim nokta oldu. Tozluk kullanınca  bağcıklar ile vakit kaybetmiyorsunuz. Toz toprak içinden koşarken de ayakkabı boynundan içeri  kaçıp ayağınızı rahatsız eden yabancı maddelerin önünü kesmiş oluyorsunuz. Bu tozluklar aynı zamanda kar ve yağmur suyu, çamur gibi dış etkenlerden de ayağınızı bir yere kadar koruyabiliyor. Kumaşın su geçirmezlik özelliği yok ama öte yandan suyu da kolay emmiyor, sıçrayan suyu veya yağmur suyunu kaydırıp üzerinden atıyor.

Black Mountain Thermal Wind Jacket

Geçen sene katıldığım Connemara Ultra Maratonu 'nun hazırlık dönemi belki de yılın en soğuk ve kötü havalarına denk geldi. Bunu öngördüğüm için kötü hava şartlarında kullanabileceğim malzemelerin araştırmasına çok öncesinden başladım. Bu ceket hem yazılan yorumlardan, hem de Dailymile'dan takip ettiğim Jonathan'la yaptığım yazışmalardan sonra ulaştığım bir ürün oldu.

23 Kasım 2011 Çarşamba

Alışveriş Listesi




Orman veya patikalarda koşma düşünceniz varsa, yol koşusuna göre biraz daha farklı ve hatta daha fazla malzeme edinmeniz gerekebilir. Bu gereksinimler kişiden kişiye ve yapılacak koşuya göre çeşitlilik gösterecektir. İnternette biraz araştırma yaparsanız, çeşitli markaların başlı başına patika koşusu için oluşturdukları ve durmadan geliştirdikleri koca bir marketin ortasına düşersiniz. Hele benim gibi (artık bu konuda kendine dur demeye çalışan…) bir aksesuar delisi iseniz ekonomik açıdan işiniz zor olabilir. Zira işin içine teknik malzemeler girince fiyatlar da tırmanmaya başlıyor. "Nefes alabilir su geçirmez kumaşlar", "hafif malzeme" gibi detaylar bu işin en can alıcı ama bir o kadar da can yakıcı tarafı.

Hakkımda

Fotoğrafım
istanbul, Türkiye
2006 yılında 1.80 boyum ile 110kg olunca zayıflamak için koşsam mı diye düşünmeye başladım. Internet'te bulduğum 8 haftalık bir program gözüme zor gözükmeyince haftada 3 gün, her seferinde de toplam 20 dakika olacak şekilde koşu antrenmanlarına başladım. 8 hafta sonunda durmadan 30 dakika koşabildiğime o an kendim de inanamadım. Bundan sonra ne yapmalı diye düşünürken Amazon.com da "Koşucu Olmayanlar İçin Maraton Antrenmanı" isimli kitabı görüp maraton koşmaya karar verdim. 3 yıl içinde 5 maraton koştuktan sonra ultra maraton koşma fikrini kendime daha yakın buldum. 2010 senesinden beri aklım fikrim uzun mesafe koşularında. Ülkemizde bu sporun az bilinmesi, yapanların az olması ve maraton koşanlar tarafından bile olduğundan zor hatta imkansız olarak görülmesi epey canımı sıkıyor. Bu blog fikri de bu sıkınıdan doğdu. Gördüm ki yazması koşmasından daha zormuş...