konu başlıkları

21 Haziran 2012 Perşembe

Adalarda Koşmak




Her ne kadar mevsimlerden yazı sevmesem, deniz mahsullerini ağzıma sürmesem ve bırakın yüzmeyi ayağımı bile denize sokmaktan kaçınsam da bakıldığında doğma büyüme “ada çocuğuyum” dur. Bir şekilde doğduğum seneden beri her yaz Burgazada’da ev kiralandı ve ben bazen yazın tümünü bazen de sadece birkaç gününü adada geçirdim. Çocukken her şeyiyle çekici gelen ada, yaş arttıkça eski değerini kaybetti, artık benden çok iki kızımın hayallerini süsler, o yaşlarda beni mutlu ettiği gibi şimdi de onları mutlu eder oldu. Sonuçta bir şekilde adadan kopamaz ve her fırsatta gelir gider olduk. Ben de çocukluğumdan beri başka işler peşinde koştuğum sokaklar ve ormanlarda son yıllarımın sevdası peşinde koşmaya başladım.


“Prens Adaları” ismi ile bilinen ama halk arasında sadece “Adalar” olarak anılan bu dört ada aslında burnumuzun dibinde. Hele son yıllarda artan alternatif ulaşım ile seyahat iyice kolaylaştı. Eskiden sadece Sirkeci ve Bostancı’dan vapurla ulaşılabilinen adalara artık Kabataş’tan ve Bostancı’dan sık vapur, deniz otobüsü ve motor seferleri ile ulaşmak çok kolay. İstanbul tarafından sırayla dört adanın adı geçer hep; Kınalı, Burgaz, Heybeli ve Büyükada.


Bunlar yaz kış en çok oturulan adalardır ama ayrıca özel mülk olan ve Burgaz’ın tam karşısında yer alan Kaşık Adası, Büyükada’nın arkasında kalan ve fazla el değiştirmeyen mülkleri ile yıllardır kendi halkına sahip ve hafta sonu piknikçilerine sağla(ma)dığı sosyal imkanlarla tercih edilmeyen, bu sebeple de  “halka açık” olmayan ve hatta çoğu kişi tarafınca varlığı bile bilinmeyen Sedef Adası, Büyükada’nn arkasında kalan ve anca büyük tur yapanların fark edebileceği ufak Tavşan Adası,  bir de hep uzaktan gözüken ve bizim üst kuşağın politik anılardan adını hatırlayacağı Yassıada ve yanında bomboş yatan amcaoğlu  Sivriada da aslında bu takımadalar ailesinin fertleridir. Çok eskilere uzanan ada halkı günümüzde en eski sahiplerinden Rumlar, Museviler, Ermeniler, Hıristiyanlar ve Müslümanlardan oluşur. Her adanın da kendine göre bir “azınlık çoğunluğu” vardır, yani bu bahsi geçen “azınlıklar” her adada farklı olacak şekilde “çoğunluğu” oluşturur. Haliyle ufak gruplaşmalar olsa da iç içe ve sakin bir beraberlik her ada için geçerlidir.

Başka bir gözle Burgaz çarşısında "sakin beraberlik"

Geçen senelerde koşu sebebi ile tanıştığım, yazıştıkça samimi olduğum ve içindeki Türkiye aşkı ile hiç üşenmeden kalkıp Atina’dan Avrasya Maratonu’nu koşmaya gelen 3 Yunan ihtiyar delikanlıdan biri olan Pavlos’un anneannesinin Burgazlı (kendi dilinde Antigoni) olduğunu öğrendiğimde hiç şaşırmamıştım.

Burgaz'ın tepesinden Kaşık Adası ve sağdan ucu gözüken Heybeli

Bu kadar senenizi adalarda geçirince bir şekilde diğer adalar ile de bağlantılarınız oluyor ve kendi adanız dışında da zaman geçiriyorsunuz. Burgaz kadar yakından tanımasam da diğer adalar hakkında da koşu parkuru olarak yorum yapabileceğimi düşünüyorum. Birbirlerine çok yakın olsalar da aslında adalar arasında yapı olarak farklar var. Kabaca tüm adaları asfalt parkular ve tepeye ulaşabileceğiniz patikalar olarak düşünebilirsiniz Adaların tümü günübirlik koşu odaklı geziler için ideal olabilir. Yolları bilmenize veya harita okumanıza da çok gerek yok. Sonuçta fazla uzaklaşma şansınız yok, eninde sonunda dönüp dolaşıp aynı noktaya varacaksınızdır. Gene de genel yapı ve rotalar hakkında Google Earth üzerinden yapacağınız kaba bir inceleme fikir vermesi açısından yeterli olacaktır.
Google Earth 'ten Kınalı

Kınalı diğer kardeşlerine göre çok daha dik yokuşlara sahip. Ada çevresini asfalt yoldan tur olarak dönmek mümkün değil, ama sokaklarında koşmak İstanbul’dan kaçıp gelince gayet dinlendirici olabilir. Vapurla ilk varılan, dolayısıyla en yakın ada. Kınalı’nın bizi ilgilendirebilecek diğer bir özelliği de koşu sonrası kendinizi denize atmak isterseniz hemen vapur iskelesinden iner inmez göreceğiniz halk plajı.

Google Earth'ten Burgaz

 Burgaz asfalttan ayrılmadığınız sürece eğim olarak daha sevimlidir, ne yazık ki tur olarak tamamlanabilecek bir rotası bulunmaz. Asfalttan ulaşabileceğiniz en uç nokta Kalpazankaya, sonrasında ya geri döneceksiniz ya da ormana dalıp yön bulma duygularını ile turu tamamlayacaksınız. 2003 senesinde Burgaz ormanlarının tamamına yakını yandı. Ağaçlandırma çalışmaları yapılmış olsa da bunca yıl sonra hala tek tük çalıdan başka bir bitki yok tepelerde. Bu da adayı hem “küçük” gösteriyor, hem de kurak ve sıcak bir iklime mecbur bırakıyor. Burgaz’ın en tepesine, Hristos’a koşarak çıkabilir ve yangın yolarından oluşan 2.200m lik bir turu tekrarlayarak koşabilirsiniz. Bu tur adanın çevresini döner ve açıdan adayı görme şansınız olur.
Google Earth'ten Heybeli

Heybeli asfalttan koşarak turlayabileceğiniz ve sakin bir ada. Çarşıdan başlayan rotanın başı yokuşlu olsa da adanın arka taraflarında güzel çam ağaçları altında sakin sakin koşma şansınız var. Bu sene” İstanbul 5 Days” oryantiring etkinliğinin bir ayağı Heybeli’de koşulmuştu, Caner’in yazısı olayı ve adayı çok daha detaylı anlatmaya yardımcı olacaktır.
Google Earth'ten Büyükada

Bir iki yazdır bir aile dostumuz sayesinde Büyükada’da kalma şansımız oldu, ben de günlerimi Büyükada’nın meşhur “Büyük Tur”unu koşarak geçirdim. Asfalt koşusu açısından belki de en verimli ada Büyükada. Yaklaşık 12km lir bir turu fazla eğim tırmanmaya gerek kalmadan tamamlayabiliyorsunuz. Gene de Lunapark mevkii sonrası bir iki hatırı sayılır yokuş var. Başlarda yol boyu marketler bakkallar da var, yiyecek içecek taşımama adına güzel fırsat. Büyükada meraklısına orta halli güzel bir parkur sunuyor. Yeme içme ve çarşı açısından da en zengin ada Büyükada. O kadar “şehirleşmiş” ki dikkat etmezseniz karşıdan karşıya geçerken ezilme riski bile var. Yeri gelmişken adalarda iç ulaşımdan da bahsedelim, yılardır tüm ulaşım at arabaları, faytonlar ile sağlanıyor. Zamanla bir şekilde punduna uydurulup resmi hizmete mahsusu motorlu araçlar doldurulmuş olsa da adaların en büyük keyfi hala Fayton Sevdası denebilir. Büyükada’nın tepe noktası Aya Yorgi, buranın dini açıdan önemi ayrı, her sene özel bir günde genciden yaşlısına bir çok Hristiyan, tepede yer alan kiliseye çıkan yolun sonundaki dik ve gayet taşlı parkuru gelenek olarak çıplak ayakla tamamlıyor. Çıplak ayakla koşu meraklılarına da buradan bir selam göndermiş olalım.
Büyükada'dan Burgaz'a kültür göçü: "Gül Dondurmacı"


Özetle adalar meraklısına hem asfalt hem de patika koşusu için güzel olanaklar sunuyor. Yapmanız gereken ayakkabılarınızı giyip vapur tarifesine bir göz atmak. Meraklısına detaylı bilgiler burada

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Hakkımda

Fotoğrafım
istanbul, Turkey
2006 yılında 1.80 boyum ile 110kg olunca zayıflamak için koşsam mı diye düşünmeye başladım. Internet'te bulduğum 8 haftalık bir program gözüme zor gözükmeyince haftada 3 gün, her seferinde de toplam 20 dakika olacak şekilde koşu antrenmanlarına başladım. 8 hafta sonunda durmadan 30 dakika koşabildiğime o an kendim de inanamadım. Bundan sonra ne yapmalı diye düşünürken Amazon.com da "Koşucu Olmayanlar İçin Maraton Antrenmanı" isimli kitabı görüp maraton koşmaya karar verdim. 3 yıl içinde 5 maraton koştuktan sonra ultra maraton koşma fikrini kendime daha yakın buldum. 2010 senesinden beri aklım fikrim uzun mesafe koşularında. Ülkemizde bu sporun az bilinmesi, yapanların az olması ve maraton koşanlar tarafından bile olduğundan zor hatta imkansız olarak görülmesi epey canımı sıkıyor. Bu blog fikri de bu sıkınıdan doğdu. Gördüm ki yazması koşmasından daha zormuş...