konu başlıkları

11 Kasım 2011 Cuma

Dikkat Köpek Var!

Ormanda veya arazide koşarken karşılaşabileceğiniz dertlerin başında köpekler geliyor. Hele ülkemizdeki başıboş sokak köpeklerinin sayısını düşünürsek bu hiç de düşük bir ihtimal değil. Doğada gruplar halinde yaşayan "köpek çeteleri" ne rastlayabileceğiniz gibi bir de sahipli ama bağlı olmayan bekçi-çoban köpekleri herhangi bir koşuda canınızı sıkabilir..
Koşarken köpeklerle sorun yaşamamak için alabileceğiniz bazı önlemler var, bunlar sadece orman ve arazi koşuları için değil, şehir sokakları için de düşünebiliriz

1 . ROTA PLANLAMASI
En pasif ve kolay yöntem bu. Köpekler genelde belli yerlerde yaşıyorlar ve "kendi alanları" dışına pek çıkmıyorlar. Yine de bazen sizden yemek bulma umudu veya yalnızlığın getirdiği "sevgi ve sevilme" ihtiyacı ile peşinize takılıp sizinle bıkıp usanmadan kilometrelerce koşan kuçular da görebilirsiniz. Genelde köpekler piknik alanları, ev ve site çevresi, çöplükler gibi kolay yiyecek bulabilecekleri alanlara yakın yaşıyorlar. Rotanızı bu gibi alanlardan geçirmemeye çalışmak en kolay çözüm olabilir. Mesela Belgrad Ormanı'nda bentlere yakın mesire alanları köpeklerin yaşadığı başlıca noktalar. Buralar dışında orman içi patikalarda tek bir köpeğe bile rastlamadan saatlerce koşabiliyorsunuz.
2. "HANEYE TECAVÜZ" DEN KAÇINMA
Rotanız ille de köpeklerin bölgesinden geçecekse veya farkına varmadan böyle bir noktaya gelirseniz "ev sahibi" köpeğe saygılı olun. Kendinizi yoldan geçen bir yabancı, köpeği de evine girilmiş birisi olarak düşünün. Bu gibi bir durumda köpek aynen sizin de yapacağınız gibi sinirlenerek bağırıp çağırmaya başlayacaktır. Köpeğe bir yolcu olduğunuzu, sadece oradan geçip gideceğinizi ve kendisi ile bir alıp veremediğiniz olmadığını hissettirin. Bu komik gelebilir ama bunu düşünüp buna göre davranırsanız köpekler bunu hisseder. Neler yapılabilir? Mesela koşmayı kesip yürümeye başlayabilirsiniz. Göz göze gelmekten kaçınırsınız, aceleci davranmayıp sakin bir şekilde kendi yolunuzda ilerlersiniz. Gerekiyorsa bu durumu sakin bir sesle köpeğe anlatabilirsiniz. Kelimeleri anlamasalar da ses tonu ve vücut dili konusunda bizlerden daha gelişmiş sezgilere sahip oldukları kesin. Ben şimdiye kadar bu şekilde "durumu açıklamaya çalıştığım" hiç bir köpeğin havlamayı kestiğini veya geri çekildiğini görmedim ama bu şekilde davranınca da en kızgın ve vahşi görünen köpekler bile saldırmaya yeltenmedi, azar işite işite yoluma devam edip bölgeden çıktım.
Böyle bir anda kaçınılası gereken şeyler; köpeğe bağırmak, azarlamak, taş atmak veya atar gibi yapmak (köpeği refleks olarak bir anlık geriletse de dönüşü muhteşem olabilir, dikkat!), korktuğunuzu belli etmek, kaçmaya yeltenmek, yavaşlayıp yürümek yerine koşmayı sürdürmek, hatta daha hızlı koşmak olabilir. Bazen köpeğin ilk andaki saldırganlığı ve siniri geçene kadar durup beklemek de iyi bir çözümdür. Sonuçta bunu o anda sizin tartmanız gerekir, kötü niyetli olmadığınızı anlatacak ne yapmanız gerektiğine duruma göre siz karar vereceksiniz.
3. KÖPEK DAVRANIŞLARINI GÖZLEMLEME
Her havlayan köpek size saldıracak demek değildir. Köpeklerin de ses tonlarından, yaklaşma hızlarından, sizle aralarında bıraktıkları (veya daha kötüsü bırakmadıkları) takip mesafesinden az çok ne niyette olduklarını çıkartabilirsiniz. Bazen havlayan bir köpek sizden ilgi, yemek veya biraz okşanma bekliyor olabilir. Hatta bazen gayet sakin duran köpeğe birazcık ilgi gösterip kafasını sevecek olursanız, sözlük anlamında tepenize çıktığını görebilirsiniz. Ya da son perdeden havlayarak üzerinize doğru koşan bir köpek biraz ilgi görünce kuyruk sallayıp ellerinizi yalamaya başlayabilir.
Köpekler topluluk halinde iken daha cesur davranabilir. Tek başınayken sesi çıkmayan bir köpek, grup içinde kahraman kesilebilir. Ya da grubun en ufak tefeği genelde "kavgayı başlatan" haşarı üye olabilir. Köpekler içlerinden birisinin ortalığı veveleye vermesi ile topluca gürültü yapabilirler. Hatta uzaktan koşarak gelebilir, kargaşaya katılabilir veya sadece uzaktan havlayıp destek olmakla yetinebilirler. Genelde bunlar "uyarı atışı" niyetine yapılan kuru gürültüdür. Soğukkanlılık ile uzaklaşmak en kolay çözüm olacaktır.
Köpekler dış görünüşe göre de ayrımcı davranır. Sizi koşu kıyafetleriyle gören köpek ormandaki diğer piknikçilerden farklı olduğunuzu, en azında orada bulunma sebebinizin farklı olduğunu sezer. Aynı şey mahalle aralarında postacı, tamirci, hamal, inşaat işçisi gibi kılık kıyafet olarak gündelik halktan ayırt edilebilir kesim için de geçerlidir. Hele bir de elinizde koşu/yürüyüş batonu taşıyorsanız, bunu bir tehdit objesi gibi göstermemeye çalışın, göz önünden kaldırın, çantanıza takın veya boyunu kısaltın. Batonu sopa gibi köpeğe sallamak da tatsızlığa davetiye demektir.
Köpekler içgüdüsel olarak sabah erken saatlerde gün ağarırken veya gece karanlıkta daha cesaretli davranabilir. Gün içinde siz yanından koşup geçerken kılını bile kıpırdatmadan uyuyan ve hatta size kuyruk sallayan bir köpek, akşam olunca aslan kesilip önünüzü kesebilir. Karanlıkta koşarken daha temkinli davranmak gerekir.
4. KÖPEK KAÇIRANLAR (Dazer)
Ülkemizde çoğu av ve kamp malzemesi satan mağazada veya internet üzerinde bu cihazları bulmak mümkün. Köpeklerin rahatsız olacağı bir frekansta ses üreten bu "dazer"lar, pille çalışan elektronik cihazlar. Düğmesine basınca bizim kulağımızın zar zor duyduğu ama köpekleri rahatsız eden ve bu sayede sizden uzak tutan bir ses çıkartıyorlar. Bu ses köpeğe bir zarar vermiyor, sadece geçici bir rahatsızlık yaratıyor, bu anlamda hayvan dostlarını çok kızdırmayacak bir çözüm. Dazer'ların eksi yönleri ise boyutları ve her köpekte aynı etkiyi gösterememesi. Bunlar deneyler sonucu sayılarla desteklenen istatistikler değil ama çevremde bu cihazı kullanan insanlarda duyduğum ortak şikayet, her zaman her köpekte aynı şekilde işe yaramadığı yönünde. Diğer bir sıkıntı da cihazı sanki televizyonun uzaktan kumandası kullanır gibi tam köpeğe doğru tutarak çalıştırma zorunluluğu. Cihazın etkili olması için bunu yapmanız gerekiyor ki koşarak üzerinize gelen bir veya birden fazla köpekte bunu uygulamak zor olabilir, hele ki zaten köpekten rahatsız olan ve bu gibi bir durumda panikleyen birisi iseniz.
Benim gözlemlediğim diğer bir sıkıntı da çoğu dazer modelinde bir geri bildirim ışığı bulunmaması. Zaten sesini duymadığımız bir aletin çalışıp çalışmadığını ve ne kadar pili kaldığını bilememek bence en büyük risk. Sonuçta koşarken ıslanabilecek, yere düşebilecek bir elektronik aletten bahsediyoruz. "Pili bitik dazer ile köpek kovalama" için sizlerin de aklına bir çok atasözü gelecektir biraz düşününce...
5. BİBER GAZI SPREYİ
Köpekten korkmayan ve serinkanlılığını koruyabilen birisi olarak ben şimdiye kadar hep tehlikeleri tatlı dille ve dikkatli davranarak atlatabildim. Gene de bu başıma kötü şeyler gelmeyecek demek değil. O başıma gelecek kötü şeyler aşamasına gelindiğinde artık ne tatlı dilin ne de dazer'ın işe yaramayacağını düşünerek, uzun (ve özellikle yalnız) orman koşularında yanıma biber gazı spreyi alıyorum. Bu gazı da kamp ve av malzemeleri satan mağazalardan tedarik edebiliyorsunuz, ufak ve hafif bir sprey kutusundan ibaret. Yukarda anlattığım önlemlerin işe yaramadığı bir durumda son çare olarak başvurulabileceğini düşünüyorum. Aynı zamanda genel güvenlik açısından da orman koşularında yanımda taşımak güven verici oluyor. Hayvan dostlarını kızdıracak bir çözüm olsa da son çare olarak yanıma aldığımı itiraf etmeliyim. Ama bunu da bir "silah" olarak görüp, belli bir sorumluluk bilinci ile taşımak lazım. Yani her havlayan köpeğin suratına gaz sıkmak benim için "hayvanla hayvan olmak" tır.
Biber gazı edinecekseniz bir de hatırlatma, bu tür bir spreyle, silah sayılabileceği için (kabin bagajınızda değil de normal bagajda olsa bile) uçaklara ve bazı alış veriş merkezlerine giremeyebilirsiniz.
SON SÖZ (benim "son sözlerim" olmaması umudu ile...)
Köpeklerin de hisleri ve hakları olan canlılar olduğun unutmayın. Korkmayın, korksanız bile belli etmeyin. Köpeklerle başa çıkmanın en iyi yolu iyi niyet ve barıştan geçen yoldur. Yoksa hiç birimiz doğada bu hayvanlardan güçlü ve haklı değiliz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Hakkımda

Fotoğrafım
istanbul, Turkey
2006 yılında 1.80 boyum ile 110kg olunca zayıflamak için koşsam mı diye düşünmeye başladım. Internet'te bulduğum 8 haftalık bir program gözüme zor gözükmeyince haftada 3 gün, her seferinde de toplam 20 dakika olacak şekilde koşu antrenmanlarına başladım. 8 hafta sonunda durmadan 30 dakika koşabildiğime o an kendim de inanamadım. Bundan sonra ne yapmalı diye düşünürken Amazon.com da "Koşucu Olmayanlar İçin Maraton Antrenmanı" isimli kitabı görüp maraton koşmaya karar verdim. 3 yıl içinde 5 maraton koştuktan sonra ultra maraton koşma fikrini kendime daha yakın buldum. 2010 senesinden beri aklım fikrim uzun mesafe koşularında. Ülkemizde bu sporun az bilinmesi, yapanların az olması ve maraton koşanlar tarafından bile olduğundan zor hatta imkansız olarak görülmesi epey canımı sıkıyor. Bu blog fikri de bu sıkınıdan doğdu. Gördüm ki yazması koşmasından daha zormuş...